“Ölene kadar devam edeceğiz çünkü sevdalıyız”

Anadolu’dan İzmir’e gelen insanların ilk durağı; Basmane. Tren istasyonuna sırtınızı verip yukarı doğru yürüdüğünüzde hemen fark ediyorsunuz sizi kucaklayan çok kültürlülüğün sıcaklığını. Burada her şey, herkes var.  Eski esnaflar, arafta yaşamlar…  Bir de bağlama ustası Feridun Emre. Onun da hikayesine ortak oluyoruz… Son zamanlarda artan Suriyeli nüfusu bölgeye olan ön yargıyı arttırsa da Basmane sizi de “ötekiler” gibi kucaklıyor. Oteller Sokağı’nı biraz geçip yukarı doğru yürüyünce “Türkiye’nin Bağlama Satış Platformu” ile karşılaşıyoruz. Dışarıdan dokunsan yıkılacak gibi duran bu bina eski bir Rum yapısı. Şimdi, içeride varlığını sürdürmeye çalışan bir bağlama ustasının atölyesi var. Dükkânın adı “Yunus Müzik.” İçeride Feridun Emre çalışıyor. Girince keskin bir hızar kulak zarlarımızı yırtıyor, etrafa göz atıyoruz. Tamamlanmamış bağlamalar, udlar yerlerde duruyor. Bir köşede duran boyalar, vernikler, kokusuyla sizi eskiye götüren tahta parçaları ve burnunuzu sızlatan yapıştırıcı kokusu… 30 yıldır bağlama yapımıyla uğraşıyor Feridun Emre. 27 yaşında başlamış mesleğe. Mesleği oğluna da öğretmiş, zaman zaman beraber çalışıyorlar. Bağlama’dan ve Basmane’den konuşuyoruz ve anlatıyor…

“Reklam sektörünün terminatörüydüm ama…”
“Manisa’nın Kırkağaç ilçesinde doğdum. Ailem o dönem tütüncülük yapıyordu. 10 yaşıma kadar tütün tarlasında çalıştım. Daha sonra elektrikçi çıraklığı, marangoz çıraklığı yaptım. Ama gönlümde hep müzik yatıyordu. Tütün tarlasında çalışırken radyoda türkü dinlerdik. Annem abimle ikimizi yarıştırırdı, “Kim daha çok türkü ezberleyecek?” diye. O dönemde belki 100’den fazla türkü ezberlemiştim. Askere gittim geldim, fabrikalarda çalıştım. Oralarda “yetkili kişilerin” aşağılamalarıyla karşılaştım ve ayrıldım. Bir meslek edineyim diye düşünürken bir yandan Basmane’de bir reklam atölyesinde çalışıyorum. Elektrikçilik var, marangozluk var, kaynakçılık var yani terminatör gibiydim… Derken bir gün konfeksiyon atölyesinin altından geçerken “la, si, do, re, mi, fa” diye bir ses geldiğini duydum. Yukarı çıkıp baktım hemen, “Ben ders almak istiyorum.”  dedim. Terzi atölyesinin elbiseleri akşamüzeri  çekildikten sonra , bir amca tabureleri koyup ders veriyor. Aynı zamanda bağlamanın yaprak teknesini çekiyor. Konuştuk, “Sana bir saz alalım.”dedi. “Evde var.”diyerek ertesi gün götürdüm hemen sazımı.  “Bu olmaz” dedi. Sonraki gün yeni bir bağlama alarak başladım derslere. Bir gün hocamın kenara bir yaprak koyduğunu fark ettim. Ben de yarım bıraktığını düşünerek yapıştırdım. Hoca geldi, “Ben buraya yaprak bırakmıştım” dedi. “Ben yapıştırdım hocam.” dedim. Dersler devam ediyor bir yandan, hoca bu sefer iki yaprak koydu, ben yine yapıştırdım. Böyle 1,5 ay geçti. Hoca bir gün, “Ben senden ders parası almıyorum artık. Tekne yapıyorsun, çay, kahve yapıyorsun.” dedi. Böyle bir süre devam ettik. Aradan bir süre geçtikten sonra hocam bir gün, “Seninle bir dükkân açalım” diye teklifle geldi. O da Devlet Demir Yolları’nda çalışıyordu o zamanlar, emekli olacaktı. “Biz sana dükkânı açalım sen de emekli olacaksın. Gündüzleri sen durursun akşamları da ne istiyorsan yaparım.” dedim. Çocuklar var, ev kira korkuyoruz bir yandan… Hocam emekli oldu, biz dükkânı açtık. Akşamları reklamcıdan çıkınca gidiyordum yanına. Bu sefer de bana, “İşi bırak.” demeye başladı. “İşi bırakırsam mağdur olurum.”  desem de ikna edemedim hocamı. O zamanlar bir gece rüya gördüm, “Derin bir suyun içinde bir su çarkı, çırılçıplak tutuyorum döndürmeye çalışıyorum bütün gücümle; bir yandan da terliyorum.” Sabah uyandım, kafamda biraz yorumladım ve reklam işini bırakıp tamamen amcamla beraber bu işe başladım. O gün bugündür çalışıyorum.”

“Çok zor zamanlar geçirdim, sipariş geldiğinde hızar makinesinin başında ateş dansı yapıyordum”
“Bu işte saçları beyazlatmak gerekiyor, elleri, gözleri kaybetmek gerekiyor. Öyle kibarlıkla olacak iş değil bu. Biraz elini taşın altına koyacaksın. İş yaparken maske takmakla olmuyor, o tozu yutmadan bunun ustası olamazsın. O ancak keman yapımcıları  ya da ayda bir bağlama yapanların işi. O şekilde mümkün değil ekonomiyle savaşamazsın. Ben reklamcıyı bıraktım, amcamla işe başladık ama ilk zamanlar perişan olduk. Bırakmak istesen, bırakamıyorsun. Beş sene çok zor günlerim geçti. Sipariş geldiğinde ben burada sevinçten hızar makinesinin başında dans ettiğimi bilirim. Bu müzik aletinin müşterisi yıllanmış, beceri edinmiş usta istiyor. O yüzden ilk zamanlar çok zordu. Ama sabrı öğrendim bu işte. Bir bağlamayı yapmak kolay değil, 1 – 1,5 ay sürüyor. Yani fedâkarlık edeceksin. Gözlerim 2,5 numara. Zamandan, sağlıktan, her şeyden fedakarlık etmek gerekiyor. Başka türlü bu işi yapmak mümkün değil. Pişman mıyım? Hayır! Burada olmam gerekiyormuş. 30 yıldır işte buradayım.”

“İzmir’de kaliteli müzik aleti yapan 5-6 arkadaşız”
“İzmir’de kaliteli müzik aleti yapan 5-6 arkadaşız. Böyle bir şehirde çalgı alınmıyor. Benden mi alınmıyor? Hayır, İzmir’deki yerli müzik aleti yapımcılarından kimse müzik aleti almıyor. Nereden alınıyor peki? Merdiven altı dediğimiz atölyelerde üretilen çalgıları alıyorlar. 50 -100 Türk Lirası’na satıyorlar. Gerçekten emek olacak, kaliteli olacak… Mümkün değil. Biz burada zamanı satıyoruz. Gerçekten işçilik ve emek verseler bu fiyata satamazlar. Bence bu tamamen kültür katliâmı. Bir günde 30 tane bağlamayı limon kasası çakar gibi bitiren atölyeler var. Yaptıkları iş kalitesiz. Ve insanlar bunu alıyor. Bu gibi şeylerin önüne geçilmezse bu kültürün yok olması engellenemez. ”

“Kendi çalgısından utanan bir milletin müzik aletini yapıyoruz”
“Bu, bizim kendi kültürümüz, kendi çalgımız. 30 yıllık meslek hayatımda bundan utanan insanlar da gördüm. Müşteri gelip bağlama aldıktan sonra, “Arabaya kadar taşır mısın?” diyor. Neden? “Ben çekiniyorum, millet görmesin…” Yani kendi çalgısından utanan bir milletin müzik aletini yapıyoruz biz. Belediyeler de hiç destek olmuyor. Hatta zaman zaman köstek olmaya çalışanları da gördüm. Bizim gibi el işleriyle uğraşan esnafları bir araya getirseler fena mı olur? Bence Hava Gazı Fabrikası bir sanat çarşısı olabilirdi. Burada fıçıcı var, sandalyeci var, oklavacı var, sedefkarı var… Hem orası bütün ulaşımın kesiştiği bir yerdi. Bunlar bizim kendi kültürlerimiz. Bu kültürleri korumak için böyle şeyler yapılması lazım.”

“Basmaneyle bütünleştim artık”
“Basmane bence yiğidin harman olduğu yer. Basmane’de otuz yılımı geçirdim. Bir kere o garip delikanlıların bir kadına sarkıntılık ettiğini görmedim. Burası ekmek yediğim yer. Çocuklarımı burada büyüttüm. Mahalleli bana selam vermeden geçmez. Bu semtle bütünleştim. Bazen dükkanı açmadığım günlerde insanlar gelip bana der ki, “Burası karanlık, senin ışığını görmeye alıştık.”

Araf Dergi

Röportaj ve Kamera: Türker Körük

Cevap ver

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir