Bir çatı altındaki mutluluk

Bir Kemeraltı simgesi olan Meserret Oteli, 1911 yılından beri zamana karşı direniyor. İlk önce otel tarafı daha sonra kıraathane kısmı kapatılan Meserret’in yaşayan tek hatırası, içerisinde bulunan fıskiyeli havuzu. İzmir’in kent kültüründe önemli bir yere sahip olan Meserret’e gitmek ve yaşayan tarihi görmek için, Kemeraltı’na Konak tarafından girilir. Girer girmez renkli dükkanlarıyla insanı içine çeken Kemeraltı’nın sağdaki Birinci Beyler Sokağı’nda örücülere ve optikçilere rastlarız. Buradan İkinci Beyler Sokağı ‘na geçerken mağazalarla dolu bir pasajdan geçeriz. Dükkanlarını seven esnaflar, elleri poşetlerle dolu insanlar ve pasajın eski kokusunu içimize çekerek pasajdan çıkarız ve solda içerisinde asırlık anıları barındıran Yeni Şükran Oteli‘ni görürüz. Oradan da bir iki adım geçtikten sonra sağa doğru baktığımızda iki katlı Meserret Oteli tam karşımızda.

 Kemeraltı Hatırası: Meserret
Anlamı mutluluk olan Meserret Otel’den dünyada dört tane bulunuyor; İzmir’de, İstanbul’da, Selanik’te ve Şam’da. Ancak bunlardan sadece İzmir’deki ayakta kalmayı başarmış. On dokuzuncu yüzyıl yapımı olan Küçük Barut Han’ın düzenlenmesiyle otele dönüştürülen Meserret’i, 1911’de Ali Nuri Bey ile Kemahlı İbrahim Bey isimli iki ortak yaptırmış. İki aile, Meserret Oteli ve kahvesini Cumhuriyet sonrasında da ortak çalıştırmışlar. 1930’lu yılların ortalarında Yazıcıoğlu ailesi Meserret’in tek sahibi olarak belirlenmiş. Otel kısmını Hacı Hasan Yazıcıoğlu ile Mustafa Yazıcıoğlu birlikte 1960’lı yıllara kadar işletmişler. Otelin avlusundaki “Meserret Kıraathanesi” de uzun zaman boyunca Şevki Selgin ve oğlu Nedim Selgin tarafından işletilmiş. 1970’li yıllara doğru, oteli işletmek için Yazıcıoğlu ailesinden Meserret’i kiralayan Erol Peköz, iş yeri olarak kullanılmaz bir durumda olan avlunun yeniden bir kafeterya olması fikrini ortaya atmış. 1982 yılında eski halinin anılarını hala yaşatan “Meserret Cafe”, Erol Bey tarafından bu şekilde oluşturulmuş. 1989-1990 yıllarında Meserret’in yıkılarak, yerine bir han yapılması şeklinde gelişen durum sonrası İzmirli çevreciler eyleme geçmişler. Meserret Oteli’nin hisselerinin bir kısmına sahip olan müteahhit Özer Yapan’ın girişimiyle restorasyon bahanesiyle yıkılmak istenmesi, büyük tartışma ve eylemlere yol açmış.

Meserret Serçesi
İzmir aşığı şair, kültür sanat muhabiri, kültür sanat yönetmeni, araştırmacı ve köşe yazarı Yaşar Aksoy’un Meserret Serçesi adlı kitabında dönemin Hürriyet Gazetesi yazarlarından Necmi Onur’un Meserret Oteli ve Kahvesi ile ilgili yazdığı yazı anlatılıyor. “Eskilerimizin  güzel sözlerinden birisi de “İnsan yaşadıkça neler görür, neler” Meserret Oteli’nin miras yoluyla şimdiki sahibi olan eski gazetecilerden Necla Hanım, oğluna ait kafeteryada bize ikramda bulunurken: “Bu kafeteryanın bulunduğu yer, otelin ilk yapıldığı zamanlar ahırmış.” Sonra, kahvehane olmuş… Oğlum Fransa’da eğitimini tamamlamış olmasına rağmen bana böyle bir yer açma önerisinde bulununca, burası modern kafeterya haline geldi. İzmir’in Meserret Oteli İstanbul’da tarihe intikal eden ünlü “Meserret Oteli” gibi Meserretçi Ailesi’ne aitmiş. Ne var ki meslektaşımız Necla Hanım’ın anlatımıyla Meserretçilerin armatörlük durumları bozulup da  enflasyonsuz dönemde bile iflas edecek hale gelince, İzmir’deki Meserret Oteli’ni satışa çıkarmışlar. Hacı Hasan Yazıcıoğlu, otelin son sahibiymiş. Ondan da bizim Necla Hanım’a kalmış.” Aksoy, kitabında Meserret’in hikayesini ve İzmir kültürü için önemini şu sözlerle anlatıyor: “ Meserret’in yıkılmaması ve tarihten silinmemesi için epey savaş verdik geçtiğimiz yıllarda. Tamamen yıkılmaması ve ortasındaki tarihi mermer fıskiyeli havuzun aynen durması ve “kafe” olarak gençlere, çarşıda yorulmuş ihtiyarlara, sevgilisiyle buluşmak için yanıp tutuşan overlokçu veya tezgahtar kızlara ve onların delikanlı, ellerinin içi siyah lekeli usta, çırak sevgililerine kucak açması bize yetiyor da artıyor bile. Meserret, çocuğun birinin efsanevi kentin serüvenlerini, serkisof köstekli saatlerine çalımla bakan ve kehribar ağızlıklı nargilelerini nazlı nazlı höpürdeten ihtiyarcıklardan dinlediği o eski kahvenin, o  büyülü otelin ismidir. Meserret, fıskiyeli havuzun hemen yanı başında hürriyet şiirleri yazan Şair Eşref’ten, tam yüz yıl sonra aniden kırmızı havuz balıklarının arasına gölgesi düşüveren Kemeraltı Kontu’na kadar, bu mekandan gelip geçen birçok ıssız yolcunun hikayesidir. Meserret, acımasız kent gerçeklerine karşı, mitolojik ve tarihsel gölgelerden hareketle, “kent kültürüne ve duyarlılığına” dönük imgelerin peşinde koşan özgür ve inancı bir şiirin, yıllarca ve sessizce sığındığı bir eski İzmir hikayesidir. Meserret İzmir’dir.”

Yaşar Aksoy’un Meserret’e ismini veren ailesinden Avni Meserretçi ile söyleşisinden:
Otelin geçmişi hakkında:  “Ustası Rum’du.  Babamlar, bu adamın daha önce yaptığı binaları görüyorlar, sonra da oteli ısmarlıyorlar. Binanın üç tarafı caddedir. Arkası Barut Hanı’na bakar. Önü Kemeraltı, yani Üçüncü Beyler Sokağı, arkası yine sokak. Kemeraltı’ndaki kapısından girince, solda bir kahve, sağda yine aynalı bir kahve, avlu ortasında bir havuz ve havuzun çevresinde yazıhaneler. Bu yazıhanelerde ulema kişiler vardı. Balıkçızade Hakkı Bey isimli büyük bir şair, hep Meserret’te otururdu. Otelin çevresindeki dükkanlar da onun müştemilatına aitti. Bu çevre dükkanlarına otelin içinden girilmezdi. Şükran Oteli’nin ismi ilk zamanlarda Hacı Hasan Oteli’ydi. Bizimkiyle birlikte çok ünlüydüler.” Meserretçi, Meserret Kahvesi’ndeki hatıralarını ise şöyle anlatıyor: “Meserret Kahvesi okul gibi bir yerdi. Gazete bastonları vardı, kapı arkasına asılırdı. Alınır, okunur, yeniden yerine asılırdı. Oyun kısmına gelenler, iki kısımdı… İki basamakla yukarı çıkılırdı, ekabir (devlet büyükleri) aşağıda otururdu. Yazın havuz kenarında herkes oturamazdı, ancak muteber (saygın) insanlar, babamın istediği simalar oraya yerleşirdi. Yiyecekleri, içecekleri oraya gelirdi. İsteyen otel kısmına geçer, odasında uykuya dalardı. Ege’nin tüm ünlü tüccarları, iş için İzmir’e geldiklerinde Meserret’te kalırlardı.”

Yüksek Mimar Öney Kabaoğlu ile Meserret’in kurtuluşu hakkında söyleşiden:
“Meserret yapısının korunması gerekliliğini getiren de onun tarih içinde oluşan değeriyle sahip olduğu mimari özellikleridir elbette. Yapıyı kurtarıp ona gerçekçi bir işlev getirmek zorundayız. Yapıya ekonomik bir işlev yükleyemezseniz, kimse yapıya yatırım yapmaz bu ülkede, dolayısıyla bütün sorunlarıyla birlikte tarihi yapılar yavaş yavaş ölüme terk edilir. Yakın geçmişte yapılan kanun dışı müdahaleler yapıyı neredeyse tanınmaz hale getirmiştir. Ben ve projeyi birlikte tasarladığım eşim, yapım bittiğinde tarihi Meserret binasının eski haliyle benzeri bir saygınlık düzeyine kavuşacağına inanıyoruz. İç ve dış mekanlardaki saçak süslemeler onarılıp yerlerine takılacak, nefis bir aydınlatma düzeni getirilecek, mütevazi  boyutta tabelalar kullanılacak, iç avlu yani Meserret Kahvesi eski atmosferini hatırlatır biçimde canlandırılacaktır. Böylece sevgililer yine birbirleriyle orada buluşacaklardır.”

Günümüzde Meserret
Meserret biraz değiştirildi, restore edildi, dış yapısı korundu, içi değişti ancak otel kısmı tarihten silindi. Meserret’i ayakta tutan tek şey ortasındaki tarihi mermer fıskiyeli havuzun olduğu gibi durması. On yıl öncesine kadar girişinde Meserret Oteli yazan yerde artık Meserret Çarşısı yazıyor. Havuzun bulunduğu yerde artık konfeksiyon dükkanı bulunuyor. Meserret, bugün çarşıya dönüştürülmüş haliyle hâlâ ayakta ancak bilindik Meserret’den eser yok.

Araf Dergi

 

Bir yorum

  1. Merhaba ben Erol Pekoz un kiziyim.meserret i arasturirken yazınız karsima çıktı okudum ve tüm gercekleriyle Meserret i anlatmissiniz.benim çocukluğum orada geçti ne anilarimiz var iyisiyle kotusuyle su anki durumuna çok üzülüyorum önünden geçerken dahi icim sizliyor en çok da zoruma gidense babam oraya varini yogunu oraya koydu ve bizi zorla cikardi biz hiçbir hak talep edemedik Özer yapan in oyununa geldik allah onu nasıl biliyosa öyle yapsın diğer alemde iki elim yakasinda olucak ordan cikartilinca annemle babam ayrıldı 1994 de 23 yaşında abim vefat etti. Bütün duzenimiz bozuldu. Yazinizi okuyunca anılar depresti yorum yazmak istedi. Ellerinize sağlık

Tuğba pekoz için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir